Üye Kayıt
Üye Giriş
Şifremi Unuttum
Şifre kısmını unuttum yazarak giriş butonuna tıkladığınızda adresinize şifreniz gelecektir.
Arama
 

MEHMET AKİF ERSOY PROJESİ İÇİN SEÇİLMİŞ OLAN ŞİİR VE DİZELER

Siteye ekleyen : Klasik Türk Sanatlar Vakfı / Personel


SAFAHAT 1. KİTAP
1 (SEçİLMİŞTİR)
Bana Sor Sevgili Kaari
Bana sor sevgili kaari, sana ben söyliyeyim,
Ne hüviyyette şu karşında duran eş’ârım:
Bir yığın söz ki, samîmiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, Çünkü, ne san’atkârım.
Şii’r için “göz yaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyliyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa

FATİH CAMİİ
2
Bu kudsî ma´bedin üstünde tâban fevc fevc ervâh
Bu ulvî kubbenin altında cûşan mevc mevc envâr.
Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru;
Semâdan yâhud inmiş hâke, Sînâ-reng olup, Dîdâr!

3
Nümâyan cebhesinden Sadr-ı İslâm´ın meâlîsi:
O sadrın feyz-i enfâsıyle gûyâ bir yığcn ahcâr,
Kıyâm etmiş de, yükselmiş de bir timsâl-i nûr olmuş.
Nasıl timsâl-i nûr olmaz Şu pek sâkin duran dîvâr,
Asırlar geçti hâlâ bâtılın pîş-i hücûmunda,
Göğüs germektedir, bir kerre olsun olmadan bîzâr


4
Bu bir ma´bed değil, Mâ´bûd´a yükselmiş ibâdettir;
Bu bir manzar değil, dîdâra vâsıl mevkib-i enzâr.
Semâdan inmemiştir, şüphesiz, lâkin semâvîdir:
Zemînî olmayan bir cilve-i feyyâzı hâvîdir.

5
Bir infilâk-ı safâdır ki yâr-ı cânımdır,
Sabâhı pek severim, en güzel zamânımdır.
Ridâ-yı leyli henüz açmamıştı dest-i semâ;
Sabâ da hâb-ı sükûndan ayılmamıştı daha.


6
Eğildi sonra o dağlar Huzûr-i İzzet´te;
Göründü sonra o dağlar zemîn-i haşyette!
İnayetiyle Hudâ kaldırınca her birini,
Semâya doğru o dağlar da açtı ellerini.
O anda koptu yüreklerden öyle bir feryâd,
Ki rûhum eyliyecek tâ ebed o dehşeti yâd.
Kesildi bir aralık inleyen hazin âvâz...
Ne oldu Arş´a kadar yükselen o sûz ü güdâz
O Çûş içindeki îman
Evet, hurûş ederek işte rahmet-i Subbûh,
Bütün yüreklere serpildi kubbeden bir rûh:
Rûh-i itmînan.

TEVHİD

7
Yâ Rab, o ne dehşettir, İlâhî, o ne heybet!

Pervâzına yetmez gibi pehnâ-yı avâlim,
Gâhî seni bulsam diye, âvâre hayâlim

Bir şevk ile lâhûta kadar yükseleyim der:
Lâkin nasıl olsun ki bu mi'râca muzaffer


8
Yâ Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi
Senden daha bir emr-i sükûn inmeyecek mi
Her ân ediyorsun bizi makhûr-i celâlin,
Kurbân olayım nerde senin, nerde cemâlin


9
Sendense eğer Çektiğimiz bunca devâhî
Kimden kime feryâd edelim söyle İlâhî
Lâ yüs´el´e binlerce suâl olsa da kurban,
İnsan bu muammâlara dehşetle nigehban

10 (SEçİLMİŞTİR.)
Îmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür...
Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!

11 (SEçİLMİŞTİR.)
Mü´minlere imdâda yetiş merhametinle,
Mülhidlere lâkin daha Çok merhamet eyle:
Gümrâhlarındır ki karanlıklara dalmış,
Bir rehber olur necm-i emel yok da bunalmış!
Sensin bu şebistâna süren onları elbet,
Senden doğacak doğsa da bir fecr-i hidâyet.
Mülhid de senin, kalb-i muvahhid de senindir;
İlhâd ile tevhîd nedir Menşei hep bir.

DURMAYALIM

12 (SEçİLMİŞTİR.)
Vak´a hiç birşey değildir; haklısın, lâkin düşün.
Başka bir düstûr-i hikmet var mı, insâf et, bugün
Varmak istersen -diyor Sa´dî- eğer bir maksada,
Tuttuğun yollar tükenmekten muarrâ olsa da;
Şedd-i rahl et, durnıayıp git, yolda kalmaktan sakın!
Merd-i sâhib-azm için neymiş uzak, neymiş yakın
Hangi müşkildir ki himmet olsun, âsân olmasın
Hangi dehşettir ki insandan hirâsân olmasın
İbret al erbâb-ı ikdâmın bakıp âsârına:
Dağ dayanmaz erlerin dağlar söken ısrârına.
Bir münevvim ses değil yer yer hurûşan velvele:
Fevc fevc akmakta insanlar bütün müstakbele.

13 (SEçİLMİŞTİR)
Leyse lil-insani illa ma sea derken hüda;
Anlamam hiç meskenetten sen ne beklersin daha?
Davran artık karbanın arkasından durma koş!
Mahf olursun bir dakikan geçse hatta böyle boş.


14
Mâsivâ birşey midir, boş durmuyor Hâlik bile:
Bak tecellî eyliyor bin şe´n-i gûnâgûn ile.

MEZARLIK
15
Ey mezâristan, ne âlemsin, ne yüksek fıtratin!
Sende pinhân en güzîn evlâdı insâniyyetin;
Senden istimdâd eder feryâdı ye´sin, haybetin.
Bir yığın göz nûrusun, yâhud muhammer tıynetin,
Rûh-i pâkinden coşan gözyaşlarından milletin!


16
Şanlı bir târîhsin: Mâzî-i millet sendedir.
Varsa ibret sendedir, hikmet de elbet sendedir;
Devr-i istîlâ dunır yâdında, devlet sendedir!
Çünkü hürriyyet, hamâset sende, gayret sendedir,
Zindegî zillettir artık bence izzet sendedir!


17
Ey ademle varlığın ser-haddi, iklîm-i salâh!
Başlarında sermedî bir sâye, bir müşfık cenâh
Olmasan, bî-vâyeler nerden bulurlar inşirâh
Zıll-i memdûdunda var âsûde bir reng-i felâh.
Leyl-i dûrâ-dûruna olsun fedâ yüz bin sabâh!


18
Cevherin toprak değil, pek başka bir ma´den senin.
Âh bilmezler ki üstünden geçerlerken senin,
Bin dimağın lübbüdür her zerre hâkinden senin.
Öyle feyyâz, ey zemîn-i ma´rifet, mâyen senin:
Sâye-gâhından Çıkarken rûh olur her ten senin!


19 (SEçİLMİŞTİR)
Ey mezâristan, nihan ka´rında yüz binlerce mâh,
Fışkıran hâk-i remîminden bütün nûr-i nigâh!
Nâzeninler yâl ü bâlinden nişandır her kiyâh...
Serviler Mevlâ ya yükselmiç birer berceste âh,
Hufreler Mevlâ´dan inmii en emin bir hâb-gâh


20
Ey şebistân, ey adem, ey perde perde kibriyâ.
Sendedir ümmîdler: Senden doğar fecr-i bekâ.
Her hacer pâren okur bin şi´r-i lâhûtî-edâ;
Her neşîden rûhu eyler sennediyyet-âçinâ.
Ey semâvî hâk, benden bin selâm olsun sana.


21
Şu mâsivâ denilen kayd-ı ukde ber-ukde
Kırılmadan olaamaz ruh bir dem âsûde.
Fakat kırılmak için böyle bir zemîn ister...
Zemîn değil yalınız, kalb-i âhenin ister!


22
Fakat bu beste-i lâhût nerden aksediyor,
Ki "Ellezî halâka´l-mevte ve´l-hayâte... " diyor
Nedir samîm-i sükûnette böyle bir feryâd
Neşîde Hâlik´ın, ammâ kim eyliyor inşâd

HASBİHAL---2

23
"Mâ medâ fâte; ve´l-müemmelü gaybun,
Felekes´e-sâatü´lleti ente fıhâ."
Meali :Geçen zaman uçup gitti,gelecek ise belli değil
Sen ancak içinde bulunduğun halin sahibisin.

Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî´idir
Bu bir kânûn-i fıtrattır- ki yok te´vilî: Kat´îdir.
Sakın ey nûr-i dîdem, geçmesin beyhûde eyyâmın;
Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez Çünkü encâmın
MERHUM İBRAHİM BEY

24
Hayât varsa senin sermedî hayâtındır,
Azâb, yoksa, bu fânî hayât-ı velveledâr.
Sükûnu nerde bulur âh kalb-i mehcûrum
Derûn-i sînede bin herc ü merc-i dâim var!
Demek, görünmiyeceksin ile´l-ebed bana sen,
Demek, uzaktasın ey yâr-ı mihriban benden!
Hayâta sen beni rabteylemiş iken, şimdi
Aceb nasıl yaşarım söyle, âh sensiz ben

25
Tevfik olarak yolunda hem-râh,
Aştın şu fezâ-yı tân nâgâh;
Tâ fecr-i bekâda oldun âgâh...
Hâlâ gidiyorsun, Allah Allah!
Pervâzına yok mudur tenâhî
Ey tâir-i gülşen-i İlâhî!

26
Her gül dibi medfen-i hayâlin,
Her gonca kitâbe-i kemâlin
Her yerde nihân olan cemâlin,
Her yerde iyân olan meâlin;
Bir yerde görünmüyorsun amma;
Her yerde bedâyi´in hüveydâ!

27
Ey sen ki harîm-i Hakk´a mahrem
Oldun da yabancın oldu âlem;
Yâd eyliyecek misin ki bilmem
Dünyâ denilen bu sicn-i mâtem
Hâlâ bana dâr-ı imtihandır...
Kurtulmadım işte an bu andır!

AZİM

28
Ye´sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen
Hüsrâna düşersin; Çıkamazsın ebediyen!


İNSAN


29 (SEçİLMİŞTİR)
Ve tez´umu enneke cismun sagîrun,
Ve fike´n-tave´l-âlemu´l-ekber
(İmam Ali )
MEALİ: Ey insan.sen kendinin küçük bir cisim olduğunu sanırsın.
Oysa en büyük alem senin içinde gizlidir.

Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen,
"Muhakkar bir vücûdum!" dersin ey insan, fakat bilsen.
Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:
Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir:
Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,
Olur kalbin tecellî-zâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî


30
Musaggar cirmin amma gâye-i sun´-i İlâhîsin;
Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!
Edîb-i kudretin beytü´l-kasîd-i şi´ri olmuşsun;
Hakîm-i fıtratın bir anlaşılmaz sırrı olmuşsun.


31
Esirindir- tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;
Senin ahkâmının münkâdıdır, mahkûmudur dünya.
Bulutlardan sevâik sayd eder irfân-ı Çâlâkin;
Yerin altında ma´denler bulur nakkâd-ı idrâkin.


32
Denizlerbisterindir, dalgalargehvâre-i nâzın;
Nedir dağlar, semâ peymâ senin şehbâl-i pervâzın!
Havâ, bir refref-i seyyâl-i hükmündür ki bir demde,
Olur dem-sâz-ı âvâzın bütün aktâr-ı âlemde.

33 (SEçİLMİŞTİR)
Senin bir nüsha-i kübrâ yı hilkat olduğun elbet,
Tecellî etti artık; dur, düşün öyleyse bir hükmet:
Nasıl olmak gerektir şimdi ef âlin ki, hem pâyen
Behâim olmasın, kadrin melâikten muazzezken


İSTİBDAD

34
Değil kâbûsun artık devr-i devlet intibâhındır.
Gel ey nâzende hürriyyet ki canlar ferş-i râhındır.
Emindir mevki´in: En pâk vicdanlar penâhındır.
Serâpâ mülk-i Osmânî müeyyed taht-gâhındır.
Serîr-ârâ yı ikbâl ol ki: Bir millet sipâhındır.

EZANLAR


35 (SEçİLMİŞTİR.)
Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı,
Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân-ı
Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı.
Ne lâhûtî sadâ "Allâhu ekber!" sarsıyor cânı...
Bu birgülbank-i Hak'tır, Çok mudur inletse ekvânı?


36 (SEçİLMİŞTİR.)
Bu lâhûtî sadâ Çıktıkça cûşa-cûş olup yerden,
İner esrâr-ı kudret kibriyâ tavrıyle göklerden.
Bütün âheng-i hilkat yâd ederken Hakk'ı ezberden,
Vicâhî feyz alır artık o nûru'n-nûr-i ezherden:
Hüveydâ şimdi cânandır seherden, şâm-ı esmerden!

37
Seher vaktinde mevcûdât, nûşîn hâb içindeyken,
Bu rûhânî nevâ âfâkı mevcâ-mevc edip birden;
Muhîtin kalb-i hâmûşunda başlar bir hazin şîven.
Bakarsın her taraf zulmet, fakat bir zulmet-i rûşen!
Semâ bîdâr, her yıldız Cemâlu'llâh'a bir revzen


38 (SEçİLMİŞTİR)
Güneş mağrib-güzîn olmuş semâ esmer, ufuk gülgûn;
Zaman durgun, zemin muğber, cihan dembeste, can mahzûn;
Gariblik rû-nümâ yer yer, sükûnet dembedem efzûn...
Bakarsın bir de gülbank-i İlâhiden dolup gerdûn,
O tenhayî-i sevdâvî olur Allâh ile meskûn!

CANAN YURDU

39
Ey ebr-i semâ-güzîn-i seyyâr,
Yâdında mıdır o nazlı reftâr
Ey darbe-i bâda karçı, ra´şân,
İnşâd-ı enîn eden nihâlân!


40
Bir şi´r-i revân olup da cânan
Geçmez mi bu gölgeden hırâmân
Ey dilber-i mihriban, zuhûr et!
Ömrüm gibi ansızın mürur et!
Ya kalb-i fezaya bir hutur et:
Afakımı lem a lem a nur et.


41
Bin nevha-i can içinde , pür-cûş,
Geldim bu garib yurda, medhûş.
Feryadımı yok mu eyliyen gûş
Ya Rab, bu nasıl cihan-ı hamuş:
Bir yok! diyecek sada da yokmuş!...


BİR MERSİYE
(Henüz on dokuz, yirnıi yaşlarında iken bu cihan-ı zulmete vedâ
ederek âlem-i nûrânûr-i didâra yükselen yâr-i canım Hilmi hakkında)

42

Kitâbe, seng-i mezârında hep kitâb-ı ledün;
Sirâc, fevk-ı serinde ziyâ-yı nûr-i yakîn.
Sütûnu merkadinin Hakk´a yükselen tehlîl;
Revâkı meşhedinin nâzilât-ı arş-ı berîn.


43
Zemîn-i hâkine ferrâş, dest-i nâz-ı nesîm;
Fezâ-yı kabrine sâkî sehâb-ı nesr-âyîn.
Nücûm, türbesinin türbedâr-ı bîdâr-ı;
Bahâr, lâhdine pûşîde sütre-i rengîn.
Açılmadan kuruyan gonce-i izân için
Seherde nevha-i bülbül terâne-i Yâsîn!

44
Havâda mevcesidir şehper-i melâikenin,
Eden riyâh değildir bu servilikte enîn.
Leyâl o tayf i lâtîfın harîm-i ismetidir;
Şafak ki hatıra-i iğtirabıdır, ne hazin!
Bütün mekan,nazarımda o ruha nüzhet-gah,
Eğerçi yükselerek oldu lamekanda mekin.

45
Ey hâtırasıyle kaldığım yâr,
Artık aramızda bir cihan var!
Sen gökte safâ-güzîn-i dîdâr,
Ben yerde azâb içinde bîzâr!
Gûşumda bütün terâne şîven!

46
Şîven demi nây-i nağme-kârın,
Şîven cereyânı cûybârın,
Şîven sesi bâd-ı bî-karârın,
Şîven bana âh yâdigârın...
Sen gökleri hande-zâr ederken!
BU DA BİR MEZAR TAŞI İçİN YAZILMIŞ İDİ


47 (SEçİLMİŞTİR)
Yâ Rab ne hatîbdir ki makber.
İnsanlara en derin meâli,
Bir vahy-i bülend kudretiyle,
Telkîn ediyor lisân-ı hâli!
Ondan da alınmıyorsa ibret,
Yok bir daha almak ihtimâli!


48 (SEçİLMİŞTİR.)
Binlerce vücûd-i nâzenînin
Bir servi hayâl-i yâl ü bâli,
Binlerce ser-i semâ-güzînin
Bir kabza türâb olur zevâli.
Her seng-i mezâr bin hayâtın
Fânilere karşı infiâli.
Görsün de bu inkılâbı insan,
Dehrin nedir anlasın kemâli!
Zâir bu hakâikın önünde
Hâlâ mı bırakmadın hayâli


GÜL BÜLBÜL

49 (SEçİLMİŞTİR)
Konduğu her gusn-i ter minberidir bülbülün,
Zemzeme addettiğin hutbesi, faslü´l-hitâb.
Reng-i hakîkat nedir, fark eden ebsâr için,
Goncada matvî duran her varak ümmü´l-kitâb.


AHİRET YOLU

50
Senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
Ki nermin hâb-gâhından Çıkar, bir gün vurursun baş!
Elinden yok halâs imkânı, mâdâme´l-hayât uğraş...
O, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. Muktedirsen aş!


51
Musallâ: Müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
Musallâ: Ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
Musallâ: Minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
Musallâ-: Ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın


52
Bu minberden iner nâsûta en müdhiş hakîkatler,
Bu yerden yükselir lâhûta en hâlis kanâ´atler.
Civârından geçer zulmette bî pâyan hayâletler:
Kefen-ber-dûş geçmişler, kalan üryan sefâletler!


AMÎN ALAYI

53 (SEçİLMİŞTİR)
Siz ey heyâkil-i bî-rûhu devr-i mâzînin,
Dikilmeyin yoluna kârbân-ı âtînin;
Nedir tarîkını kesmekte böyle isti´câl
Durun, ilerlesin Allâh için, şu istikbâl.


SAFAHAT 2. KİTAP
SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE
Yeni cami


54
Diyeceksin ki: "Hayâlin yeri yoktur... Boşuna!"
Ya şu timsâl-i İlâhî de mi gitmez hoşuna
Öyle ta´zîb-i nigâh eyleme bedbin olarak,
Bırak etrâfz da, karşında duran ma´bede bak:
Başka bir sâhile gehvâre-i emvâcından,
Böyle şeh-dâne Çıkarmış mı yakınlarda zaman


55 (SEçİLMİŞTİR)
Ne seher pâre-i san´at ki ezelden mahmûr...
Leb-i deryâdan uçan bir ebedî hande-i nûr!
Sanki ummân-ı bekânın ezelî bir mevci
Yükselirken göğe, donmuş da kesilmiş inci!


SÜLEYMANİYE CAMİİ

56 (SEçİLMİŞTİR)
Dur da Ma´bûd´una yükselmek için ilme basan
Ma´bedin hâlini gör, işte serâpâ iman!
Yüce dağlar gibi, âfâka döşerken sâye,
O, bekâdan daha câzib kesilen, âbediye,
Bir nazar, zevk-i bedi´inin yeter tatmîn...


57
Durma öyleyse, urûc et o ziyâ âlemine.
O ziyâ âlemi bilmez ki karanlık ne demek
O semâvî yuva kirlenmedi, kirlenmiyecek.
Onu i´lâ eden etmiş ebediyyen i´lâ.


58
Ne yüreklerde şehâmet, ne şehâmette hayât;
Yine kürsî-i mehîbinde Süleymâniyye,
Kalacak doğruluğun yerdeki tek yurdu diye.


59 (SEçİLMİŞTİR)

Vecde gel; vahdete dal, âlem-i kesretten uzak...

Yalınız Sâni´i gör; san´atı, masnû´u bırak!

Ben de bir yer bularak şöylece tenhâ dalayım,

Varlığımdan geçeyim, mahv-ı temâşâ kalayım.


60 (SEçİLMİŞTİR)
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde
Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur´ân´ın:
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma´nânın:
Ya açar Nazm-ı Celîl´in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur´an, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!


61
Hangi bir müslümanın göğsüne tuttumsa kulak;
Şunu duydum ki: Onun, hiç sesi Çıkmaz, kalbi,
En temiz hissile vurmakta Çocuk kalbi gibi.
Sîneler gayzını fâş etmeye dursun varsın;
Vakti gelsin, o zaman var mı yürek anlarsın!"


62 (SEçİLMİŞTİR)
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.


63 (SEçİLMİŞTİR)
Enbiyâ yurdu bu toprak; şühedâ burcu bu yer;
Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer!

Dışı baştanbaşa bir nesl-i kerîmin yâdı;
İçi boydan boya milyonla şehîd ecsâdı,
Öyle meşbû´-i şehâdet ki bu öksüz toprak;
Oh, bir sıksa adam otları, kan fışkıracak


64
Göz yaşından ne Çıkarmış Neye ter dökmediniz
Bâri müstakbeli kurtarmıya bir azm ediniz.
Ye´se hiç düşmiyecek zerrece îmânı olan;
Sâde siz derdi bulun, sonra kolaydır derman.


65
Sırr-ı terakkînizi siz,
Başka yerlerde taharî heveslenmeyiniz.
Onu kendinde bulur yükselecek bir millet;
Çünkü her noktada taklîd ile sökmez hareket.
Alınız ilmini Garb´ın, alınız san´atini;
Veriniz hem de mesâînize son sür´atini.
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;
Çünkü milliyyeti yok san´atın, ilmin; yalnız,
İyi hâtırda tutun ettiğim ihtârı demin:
Bütün edvâr-ı terakkîyi yarıp geçmek için,
Kendi "mâhiyyet-i rûhiyye"niz olsun kılavuz.
Çünkü beyhûdedir ümmîd-i selâmet onsuz.


66
Nasıl olmaz ki Tezelzül veriyor arşa enin!
Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab!
-Amin!

67
Müslüman mülkünü her yerde felaket vurdu...
Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!
Bu da Çiğnendi mi, Çiğnendi demek şer -i mübin;
Hak-sar eyleme ya Rab, onu olsun...
-Amin!

Ve l hamdu li l-lahi Rabbi l-alemin.
SAFAHAT 3. KİTAP
HAKKIN SESLERİ

68
"Yâ Muhammed, de ki: Ey mülkün sâhibi olan Allah´ım,
sen mülkü dilediğine verirsin; sen ınülkü dilediğinin elinden
alırsın; sen dilediğini azîz edersin; sen dilediğini zelîl edersin;
hayır yalnız senin elindedir; sen, hiç şüphe yok ki, her şeye
kâdirsin." Ali-i İmran 26

İlâhî, emrinin âvâre bir mahkûmudur âlem;
Meşiyyet sende, herşey sende... Hiçbir şey değil âdem!
Fakat, hâlâ vücûd isbât eder, kendince, hey sersem!
Bugün, üç beş karış toprakta varlıktan vururken dem;
Yarın toprak kesilmiş varlığından fışkırır mâtem!
69
İlâhî, "Mâlike´l-mülk´üm" diyorsun... Doğru, âmennâ.
Hakîkî bir tasarruf var mıdır insân için Aslâ!
Eğer almışsa bir millet, edip bir mülkü istîlâ;
Eğer vermişse bir millet bütün bir mülkü bî pervâ;
Alan sensin, veren sensin, senin hükmündedir dünyâ
70
İlâhî, en asîl akvâmı alçaltırsın istersen;
Dilersen en zelîl eşhâsa izzetler verirsin sen!
Bu haybetler, bu hüsranlar bütün senden, bütün senden!
Nasıl tâ Arş´a yükselmez ki me´yûsâne bin şîven
71
Ne yerler dinliyor yâ Rab, ne gökler, rûhum inlerken!
Şu sessiz kubbenin altında insandan eser yokmuş!
Diyorduk: "Bir buçuk milyar!" Meğer tek bir nefer yokmuş!
Bu hissiz toprağın üstünde mazlûmîne yer yokmuş!
Adâlet şöyle dursun, böyle birşeyden haber yokmuş!
Bütün boşlukmuş insanlık; Ne istersen, meğer yokmuş!

72
"İşte sana onların kendi yolsuzlukları yüzünden ıpıssız kalan
yurdları!.. " Neml 52

Geçenler varsa İslâm´ın şu Çiğnenmiş diyârından;
,Şu yüz binlerce yurdun kanlı, zâirsiz mezârından;
Yürekler parçalar bir nevha dinler reh-güzârından.
Bu mâtem, kim bilir, kaç münkesir kalbin gubârından
Hurûş etmekte, son ümmîdinin son inkisârından

73
Vefâsız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefâ yok mu
Neden kalbin kararmış Bin ocaktan bir ziyâ yok mu
İlâhî, kimsesizlikten bunaldım, âşinâ yok mu
Vatansız, hânümansız bir garîbim... Mültecâ yok mu
Bütün yokluk mu her yer Bâri bir "Yok!" der sadâ yok mu
74 (SEçİLMİŞTİR)

Yine hicrân ile Çılgınlığım üstümde bugün...
Bana vahdet gibi bir yâr-ı müsâid lâzım!
Artık ey yolcu bırak... Ben, yalınız ağlıyayım!

75 (SEçİLMİŞTİR)
Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu Çan
Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle Peygamber-i Zîşân´ın İlâhî sözünü.



76
"Oğullarım! Gidiniz de Yûsufla kardeşini araştırınız; hem
sakın Allah´ın inâyetinden ümîdinizi kesmeyiniz. Zîrâ,
kâfırlerden başkası Alah´ın inâyetinden ümîdini kesmez." Yusuf suresi 87. ayet

Âtîyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Dünyâda inanmam, hani, görsem de gözümle:
Îmânı olan kimse gebermez bu ölümle.
77 (SEçİLMİŞTİR)
Ey dipdiri meyyit! "İki el bir baş içindir"
Davransana... Eller de senin, baş da senindir!

78 (SEçİLMİŞTİR)
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.

Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
79
Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın,
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın
Ye´s öyle bataktır ki: Düşersen boğulursun.
Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
80
Azmiyle, ümîdiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar,
Lâ´netleme bir ukde-i hâtır ki: Çözülmez...
En korkulu cânî gibi ye´sin yüzü gülmez!
81
Mâdâm ki alçaklığı bir, ye´s ile Çirkin;
Mâdâm ki ondan daha mel´un, daha Çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-i îman,
Nevmîd olarak rahmet-i mev´ûd-i Hudâ´dan
Hüsrâna rızâ verme... Çalış... Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
82 (SEçİLMİŞTİR)
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmıyacaktır


83 (SEçİLMİŞTİR)
Feryâdı bırak kendine gel, Çünkü zaman dar...
Uğraş ki: Telâfi edecek bunca zarar var.
Feryâd ile kurtulması me´mûl ise haykır!
Yok yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
"İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!" deme; yılma.
Ey millet-i merhûme, sakın ye´se kapılma




84
-"İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helak
eder misin, Allah´ım .." A’raf 155

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı
Mahşerde mi biçarelerin,yoksa felahı!

85
Solsun mu o parlak yüzü Kur´ân-ı Hakîm´in
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhî, bu ne zillet
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede ma´nâ?
Zâlimleri adlin, hani, öldürmedi hâlâ!

86
Cânî geziyor dipdiri... Can vermede ma´sûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm´
Lâ yüs´el´e binlerce suâl olsa da kurban;
İnsan bu muammâlara dehşetle nigeh-ban!

87 (SEçİLMİŞTİR)
"Hiç, bilenlerle bilmeyenler bir olur mu "
.Zümer 9

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık
Silkin de: Muhîtindeki zulmetleri yak yık!
Bir baksana: Gökler uyanık yer uyanıktır;
Dünyâ uyanıkken uyumak maskaralıktır.

88

Lâkin, ne demek bizleri Allah ile iskât
Allah´tan utanmak da olur ilim ile... Heyhât



89
Siz iyiliği emr eyler, kötülükten nehy eder, Allah a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana Çıkarılmış hayırlı bir milletsiniz. Al-i İmran 110

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Gelmişiz, dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkkken bütün afakı insaniyyetin,
Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin,
Yarmışız edvar-ı fetretten kalan yeldaları;
Fikr-i ferda doğmadan yağdırmışız ferdaları!
90
Öyle ferdalar ki: Kaldırmış serapa alemi;
Dideler bir cavidani fecrin olmuş mahremi.
Yirmi beş yıl, yirmi beş bin yıl kadar feyyaz imiş!
Bak ne ani bir tekamül! Bak ki: Hala mündehiş
91
Yad-ı fevka l-ı i tiyadından onun tarihler;
Görmemiş benzer o müdhiş seyre, hem görmez beşer,
Bir taraftan dinimiz, ahlakımız, irfanımız;
Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsanımız;
Yükselip akvamı almış fevc fevc ağuşuna;
Hepsi dalmış vahdetin aheng-i cuşucuşuna,
92
Emr-i bi l ma ruf imiş ihvan-ı İslam ın işi;
Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Kimse haksızlıktan etmezmiş tegafül ihtiyar;
Ferde raci sadmeden efrad olurmuş lerzedar
93 (SEçİLMİŞTİR)
Göster, Allah ım, bu millet kurtulur, tek mu cize:
Bir "utanmak hissi" ver gâib hazînenden bize!
94
"Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten
sonra, tekrar nasıl diriltiyor İşte o Allah, bütün ölüleri
muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir. " Rum suresi 50
Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;
Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!
Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:
Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.
En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;
Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat!

95
Duygusuz olmak kadar dünyâda lâkin derd yok;
Öyle salgınmış ki mel´un: Kurtulan bir ferd yok!
Kendi sağlam... Hissi ölmüş, rûhu ölmüş milletin!
İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin!

96 (SEçİLMİŞTİR.)
Ey, ölüm renginde topraktan hayat i´lâ eden,
Bir yığın toprak da olsak sâde Çiğnenmek neden
Başka tıynetler mi hep şâyân ola ihsânına
Âh, yükselsem de, bir düşsem senin dâmânına!
Bir nesî ister kımıldanmak için canlar bugün;
Bir nesîm olsun, İlâhî... Canlanır kanlar bütün.

Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr...
Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil´e kalmıştır nüşûr!



PEK HAZİN BİR MEVLİD GECESİ

97
Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed.
Aylar bize hep Muharrem oldu!
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!
Alem bugün üç yüz elli milyon
Mazlûma yaman bir âlem oldu:
Çiğnendi harîm-i pâki şer´in;
Nâmûsa yabancı mahrem oldu!
Beyninde öten Çanın sesinden
Binlerce minâre ebkem oldu.
Allah için, ey Nebiyy-i ma sum,
İslam ı bırakma böyle bikes,
İslam ı bırakma böyle mazlum.



SAFAHAT 4. KİTAP
FATİH KÜRSÜSÜNDE
VAİZ KÜRSÜDE

98
Tutun da "zerre"lerinden, Çıkın sehâbiyye
Denen yığın yığın eşbâh-i âsümânîye;
Hülâsa, âlem-i imkânı devredin; o zaman
Şühûda bağlı bir îmanla hükmeder vicdan:
Ki hilkatin ne kadar şekli varsa: Ulvîsi,
Kesîfi, müdriki, uzvîsi, gayr-ı uzvîsi,
Kesîfi, müdriki, uzvîsi, gayr-ı uzvîsi,
Kemâl-i şevk ile mahkûmu aynı kânûnun...
Bütün şu´ûn-i avâlim tecelliyâtı onun.
Nedir ki etmededir fıtratın bu kânûnu,
Fezâyı, gökleri, deryâyı, deşti, hâmûnu,


99 (SEçİLMİŞTİR)
"Bekâyı hak tanıyan sa yi bir vazife bilir;
Çalış Çalış ki bekâ sa y olursa hakkedilir."

100
Kamer Çalışmadadır, gökle yer Çalışmadadır
Güneş Çalışmada, seyyâreler Çalışmadadır.
Didinmeden geri durmaz nücûm-i gîsû-dâr;
Bütün alın teridir durmayıp yağan envâr!
Yabancı sanmayınız seyredip de ecrâmı...
Bir eski âiledir, gökyüzünde ârâmı.
Şu var ki, merkezi tâ âsümanda olsa bile,
Gelip gelip bizi besler kemâl-i minnetle.

101
Bilir misin, ne kadar hiç imişsin ey idrâk!
Bu ukdeler edecek miydi böyle sîneni Çâk
Ya sen, ne âciz imişsin zavallı akl-ı beşer!
Mücâheden Çıkacak mıydı bi´n-netîce heder

102
Nedir bu hârikanın sırrı Hep tevekküldür:
Ki i´timâd-ı zaferden gelen tahammüldür.
Tevekkül olmaya görsün yürekte azme refik;
Durur mu şevkine pervâne olmadan Tevfik
103
Verip karân da azm eyledin mi... Durmıyarak
Cenâb-ı Hakk´a tevekkül edip yol almaya bak."
Demek ki: Azme sarılmak gerek mebâdîde;
Yanında bir de tevekkül o azmi teyîde.
Hülâsa, azm ile me´mûr olursa Peygarnber;
Senin hesâbına artık, düşün de bul, ne düşer!
104 (SEçİLMİŞTİR)
" Vatan!" deyip öleceksin semâda olsa yerin.
Nasıl tahammül eder hür olan esâretine
Kör olsun ağlamayan, ey vatan, felâketine!
105
Yetmez mi celâlinle göründüklerin artık
Kurbân olayım, biz bu tecellîden usandık!
Bir fecr-i ümîd etmeli ferdâları te´mîn...
Göster bize, yâ Rab, o güzel günleri....
- Âmin!
106
Ferdâlara kaldıksa eğer... Nerde o ferdâ
Hâlâ mı bu İslâm´ı ezen mâtem-i yeldâ
Hâlâ mı bu âfâka Çöken perde-i hûnîn
Nârın yetişir... Bekliyoruz nûrunu...
- Âmin!
107
Müstakbel için sîne-i millette emel yok!
Bir ukde var ancak, o da: "Tevfik-i ezel yok!"
Sensin edecek "var!" diye vicdanlan tatmîn.
Çok görme, İlâhî bize bir nefhanı...
Kur an ayak altında sürünsün mü, İlahi
Ayatının üstünde yürünsün mü, İlahi
Haç Kabe nin alnında görünsün mü, İlahi
Çöksün mü nihayet yıkılıp koskoca bir din
Çektirme, İlahi, be kadar zilleti
-Amin!

Ve l hamdu li llahi Rabbi l alemin.

SAFAHAT 5. KİTAP
HATIRALAR
108
Tâkat getiremiyeceğimiz yükü bize yükleme, Allah´ım (Bakara 286).
Ey bunca zamandır bizi te´dîb eden Allah;
Ey âlem-i İslâm´ı ezen, inleten Allah!
Bizler ki senin va´d-i İlâhîne inandık;
Bizler ki bin üç yüz bu kadar yıl seni andık;
Bizler ki beşer bir sürü ma´bûda taparken,
Yıktık o yaman şirki, devirdik ebediyyen;
Bizler ki birer hamlede evhâmı bitirdik
Ma´bedlere Ma´bûd-i Hakîkî´yi getirdik;
Bizler ki senin ismini dünyâya tanıttık...
Gördükse mükâfâtını, yâ Rab, yeter artık!

109

Artık gidiyor Hakk´a varan bir yolu tutmuş,
Allâh´a bakan gözleri dünyâyı unutmuş.

110
Cûş eyliyedursun geriden nevha-i hüsran...
Yâdında onunşimdi ne mâtem, ne de hicran!
Yâdında değil lânesinin hüzn-i elîmi,
Yâdında değil yavrusunun tavr-ı yetîmi;
Yâdında değil doğduğu, ter döktüğü toprak;
Yadında kalan hatıra bir şey, o da ancak:
Gökten ona yüksel! diyen ecdad-ı şehidi!
Artık o da yükseldi, fakat yerde ümidi:
Bir böyle şehidin ki mükafatı zaferdir,
Vermezsen, İlahi, dökülen hanu hederdir!

UYAN
111
Baksana kim boynu bükük ağlıyan
Hakk-ı hayâtın senin ey müslüman!
Kurtar o bîÇâreyi Allâh için,
Artık ölüm uykularından uyan!
112
Bunca zamandır uyudun, kanmadın;
Çekmediğin kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa,
Sen yine bir kerre kımıldanmadın!
113
Ninni değil dinlediğin velvele...
Kükreyerek akmada müstakbele,
Bir edebî sel ki zamandır adı;
Haydi katıl sen de o coşkun sele.
114
Çünkü bugün ortada hak sâhibi,
Bir kişidir: "Hakkımı vermem!" diyen.
115 (SEçİLMİŞTİR)
Ey müslümanlar, Allah´tan nasıl korkmak lâzımsa öylece korkunuz. Al-i İmran 102

Ne irfandır veren ahlâka yükselik ne vicdandır;
Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

116
Oyuncak sanmayın!Ahlâk-i millî, rûh-i millîdir;
Onun iflâsı en korkunç ölümdür.Mevt-i küllîdir.
Olur cem´iyyet artık Çâresiz pâmâl-i istîlâ;
Meğer kaldırmış olsun, rûh-î sânî indirip, Mevlâ.

117 (SEçİLMİŞTİR)
O cem´iyyet ki vicdânında hâkim havf ı Yezdan´dır;
Bütün dünyâya sâhiptir, bütün akvâma sultandır.

118
İSRA 72
MEAL-İ CELİLİ: Kimin bu dünyada gözü kapalı ise âhirette de kapalı, hattâ oradaki şaşkınlığı daha ziyâde

Nihâyet neyse idrâk ettiğin şey ömr-i fânîden;
Onun bir aynıdır mutlak nasîbin ömr-i sânîden.
Hatâdır âhiretten beklemek dünyâda her hayrı:
Öbür dünya bu dünyâdan değil, hem hiç değil, ayrı.


119

Eğer maksûdu ancak âhiret olsaydı Yezdân´ın;
Ne hikmet vardı ibdâında hiç yoktan bu dünyânın
"Ezel"den ayrılan rûhun nişîmen-gâh-ı bâkîsi:
"Ebed"ken, yolda eşbâhın niçin olsun mülâkîsî
"Elest"in arkasından gelmesin Cennet, Cehennem de,
Neden ervâha tekrar imtihân olsun bu âlemde


120
Süreksizmiş hayat... Olsun! Müebbed zevki, hüsrânı;
Onun bir sermediyyettir bu haysiyyetle her ânı.
"Cihânın aslı yoktur, Çünkü fânîdir" diyen sersem,
Ne der "Öyleyse hilkat pek abes birşey Çıkar" dersem
Nedir dünyâya gelmekten garaz, gitmek midir ancak
Velev bir anlamak hırsıyle olsun yok mu uğraşmak


121
Neden geçsin sefâletlerle, haybetlerle, ezmânın
Neden azmin süreksiz, yok mudurAllâh´a îmânın
Çalış, dünyâda insân ol, elindeyken henüz dünya;
Öbür dünyâda insanlık değilmiş yağma, gördün ya!
Dilinden âhiret hiç düşmüyor ey müslüman, lâkin,
Onun hakkında âtıl bir heves mahsûlü idrâkin!


122 (SEçİLMİŞTİR)
Bu âlem şöyle bir rü yâ imiş, yâhud muvakkatmiş...
Evet ukbâda anlarsın ne müdhiş bir hakîkatmiş.

123
HADİS-İ ŞERİF
MEÂL-İ CELİLİ: Müslümanlık huyun güzelliğinden ibârettir

Gökten inmez bir de hiçbir şey... Bütün yerden taşar;
Kendi ahlâkıyle bir millet ölür, yâhud yaşar.

124
Çiğnenirsek biz bugün, Çiğnenmek istihkakımız:
Çünkü izzet nerde, bir bak nerdedir ahlâkımız.

125 (SEçİLMİŞTİR)
AL-İ İMRAN 173
MEAL-İ CELİLİ: O mü´minlere ind´allah ecr-i azîm var ki: Birtakım
kimseler kendilerine "Düşmanlarınız sizin için kuvvetlerini
topladılar; onlardan korkmalısınız" dedikleri zaman, bu
haber îmanlarını artırır da: "Allah´ın nusreti bize kâfıdir o
ne güzel muhâfızdır!" derler

Şehâmet dîni, gayret dîni ancak Müslümanlık´tır;
Hakîki Müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.
Cebânet, meskenet, dünyâda, sığmaz rûh-i İslâm´a...
Kitâbullâh´ı işhâd eyledim - gördün ya - da´vâma

126
Eğer Çiğnenmemek isterseler seylâb-ı eyyâma;
Rücû´ etsinler artık müslümanlar Sadr-ı İslâm´a.
O devrin yâd-ı nûrânûru bî pâyan şehâmettir;
Mefâhir onlann târîhidir ümmet o ümmettir.

127
BERLİN HATIRALARI
Düşün, neden bu Çocuk yaktı gitti annesini
Evet, yaşatmak için ümmehâtın akdesini,
" Fedâ-yı cân edeceksin!" demiş "vatan" hissi...
Demek: Heder değil oğlun, vatan fedâîsi..

128 (SEçİLMİŞTİR)
Ne milletin şerefiyçin, ne kendi şânın için!
Fedâ-yı can edeceksin adüvv-i canın için!

129
Korkma!
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun
Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.

130
Değil mi cebhemizin sînesinde îman bir;
Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdan bir;
Değil mi sînede birdir vuran yürek... Yılmaz!
Cihan yıkılsa, emin ol bu cebhe sarsılmaz!

131
NECİD ÇÖLLERİNDEN MEDİNEYE

Koca bir kafile Mecnun gibi hâib, hâsir,
Koşuyor, merhamet et, bâdiyeden bâdiyeye,
Görürüm, bir gün olur "Hayme-i Leylâ "yı diye!
Ne devâm etmeye tâkat; ne karâr etmeye yer;
Bir ılık gölge, İlâhî... O da olmazsa eğer,
Kalmıyor sâhil-i maksûda vusûl imkânı.
Yeniden cûşa gelirken bir alev tûfânı,
Karşıdan "Kubbe-i Hadrâ"edivermez mi zuhûr
O nasıl heykel-i didâr, o nasıl cebhe-i nûr!

132
Fezâyı dolduran eller ki Hakk´a yalvarıyor;
Yarıp da boşluğcı bir müttekâ-yı nûr arıyor!
Bu başka başka lisanlar, bu herc ü merc âvâz,
Birer niyâz idi Mevlâ´ya... Hem de aynı niyâz!
133
Ezelde kaynaşan ervâha aynlık var mı
Cihan yıkılsa bu vahdet yerinden oynar mı
Olunca minberimiz, Arş´ımız, Hudâ´mız bir:
Benim de beklediğim nûr onun da gâyesidir.
134
O nûru gönder. İlâhî, asırlar oldu, yeter!
Bunaldı milletin âfâkı, bir sabâh ister.

135 (SEçİLMİŞTİR.)
Bu secde-gâha kapanmış yanan yürekler için;
Bütün soluklan feryâd olan şu mahşer için;
Harîm-i Kâbe´n için; sermedî Kitâb´ın için;
Avâlimindeki âyât-ı bî-hesâbın için;
Nasîb-i dâimi hüsran kesilmiş ümmet için;
Şu hâk-i pâke bürünmüş semâ-yı rahmet için;
Biraz ufukları gülsün cihân-ı İslâm´ın!


136 (SEçİLMİŞTİR.)
-Yâ Nebî, şu hâlime bak!
Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahrânın;
Benim de rûhumu yaktıkça yaktı hicrânın!
Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
Gerildi karşıma yıllarca âilem, yurdum.
" Tahammül et!" dediler... Hangi bir zamâna kadar
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
Önümde durmadı artık ne hânümân, ne ocak...
Yıkıldı hepsi... Ben aştım diyâr-ı Sûdân´ı,
Üç ay "Tihâme!" deyip Çiğnedim beyâbânı.

137
Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;
Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:
Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
Akar sular gibi Çağlardı her tarafta sesin!
İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,
Bir ân için bana yollarda durmak oldu harâm

138
Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;
Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü
Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir...
Sonunda alnıma Çarpan bu zâlim örtü nedir
Beş altı sîneyi hicrân içinde inleterek
Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek

139
Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş´âle Nûrun mu Yâ Resûlallâh!





SAFAHAT 6. KİTAP
ASIM
140 (SEçİLMİŞTİR)
Zulmü alkışlıyamam,zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı,hatta,boğarım.
Boğamazsın ki! Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir aşıkım istiklale,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir,belki,fakat Çekmeye gelmez boynum.
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.
Onu dindirmek için kamçı yerim,Çifte yerim.
Çiğnerim, Çiğnenirim,hakkı tutar kaldırırım.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu..

141
Ah o din nerde, o azmin, o sebâtın dîni;
O yerin gökten inen dîni, hayâtın dîni
142
Ölüler dîni değil, sen de bilirsin ki bu din,
Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin
143
Beşerin hakka refik olmak için vicdânı,
Beşerriyyetle berâber yürümektir şânı.
Yürümez dersen eğer, rûhu gider İslâm´ın;
O yürür, sen yürümezsen, ne olur encâmın

144
Top tüfekten daha sık gülle yağan mermîleı:..
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne Çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal´a mı göğsündeki kat kat imân
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm
Çünkü o te´sîs-i İlahî o metîn istihkâm

145
Sarılır, indirilir mevki´i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun´-i beşer;

Bu göğüslere Hudâ´nın ebedî serhaddî;
"O benim sun´-i bedi im, onu Çiğnetme" dedi.

146 (SEçİLMİŞTİR)
Âsım´ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte Çiğnetmedi nâmûsunu, Çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

147 (SEçİLMİŞTİR)
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd´i...
Bedr´in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

148 (SEçİLMİŞTİR)

Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.


149 (SEçİLMİŞTİR)
"Bu, taşındır" diyerek Kâ´be´yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine Çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene Çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ´yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedânn gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamlan sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana

150

Sen ki, İslâm´ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir Çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a´sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât

151 (SEçİLMİŞTİR)
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

152
Bize, Âsım, ne şunun yumruğu lâzım, ne bunun;
Birinin pençesi ister yalınız: Kânûnun.
Ver bütün kudreti kânûna ki vahdet yürüsün...
Yoksa millet değil ancak dağınık bir sürüsün...

153
Ya kuzum, zabtiye rûhuyle hükûmet sürenin,
Yeri altındadır, üstünde değildir kürenin!



SAFAHAT 7. KİTAP
GÖLGELER
HÜSRAN
154
Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâm´ı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür îmanlı beyinler, coşar ancak,
Ben zâten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
Haykır! Kime, lâkin Hani sahipleri yurdun
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryâdımı artık boğarak, na´şını, tuttum,
Bin parça edip şi´rime gömdüm de bıraktım;
Seller gibi vâdiyi enînim saracakken,
Hiç Çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede biraz;
İnler "Safahât"ındaki hüsran bile sessiz!


ŞARK
155
Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum.
Mezarlar, âhiretler, yükselen karşında dûrâdûr;
Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr!
Derinlerde gelir feryâdı yüz binlerce âlâmın;
Ufuklar bir kızıl Çenber, bükük boynunda İslâm´ın!


156

İlahi! Nerde bir nefhan ki, donmuş hisler ürpersin,
Serilmiş sineler, kabusu artık silkip üstünden,
Hayat elbette hakkımdır! desin, dünya değil! Derken




ALINLAR TERLEMELİ
157

Uzaklaşsan da îmandan, cemâ´atten uzaklaşma.
İşit, bir hükm-i kat´î var ki istînâfa yok meydan:
"Cemâ´atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah´tan.


UMAR MIYDIN?
158
Sen ey bîÇâre dindaş, sanki, bizden hayr ümîd ettin;
Nihâyet, ye´se düştün, ağladın, ağlattın, inlettin.
Samîmî yaşlarında coştu rûhum, herc ü merc oldu;
Fakat, mâtem halâs etmez cehennemler saran yurdu.
Cemâ´at intibâh ister, uyanmaz gizli yaşlarla
Çalışmak!.. Başka yol yok hem nasıl Canlarla, başlarla.

159
Alınlar terlesin, derhal iner mev´ûd olan rahmet,
Nasıl hâsir kalır "tevfıki hakkettim" diyen millet
İlâhî! Bir müeyyed bir kerim el yok mu, tutsun da,
Çıkarsın Şark´ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda




HALA MI BOĞUŞMAK?
160 (SEçİLMİŞTİR)
"Birbirinize de girmeyin ki, ma´neviyâtınız sarsılmasın,
devletiniz gitmesin." Enfal 4

Sen! Ben! Desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;
Milletler için işte kıyâmet o zamandır.


161
Mâzilere in, mahşer-i edvârı bütün gez:
Kânûn-i İlâhî, göreceksin ki, değişmez:
Târih, o bizim eştiğimiz kanlı harâbe,
Saklar sayısız lâhd ile milyonla kitâbe,
Taşlar ki biner parçadır üstünde zemînin,
Ma´nâ-yı perîşânı birer nakş-ı cebînin!
Eczâsını birleştirebildinse elinle.
Gel, şimdi o elfâz-ı perâkendeyi dinle.
"Her hufre bir ümmet, şu yatanlar bütün akvâm;
Encâma bu âhengi veren aynı serencâm!"

162
AYET MEALİ: "Dalâile düşmüşlerden başka kim Tanrı´sının
rahmetinden ümîdini keser " HİCR 56
Ey, yolda kalan, yolcusu yeldâ-yı hayâtın!
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın:
Ölmüş dediğin rûhu alevlendiriver de,
Bir parça açılsın şu muhîtindeki perde.
163
Ey, Hakk´a taparken şaşıran, kalb-i muvâhhid!
Bir sîne emelsiz yaşar ancak o da: Mülhid.
Birleşmesi kâbil mi ya tevhîd ile ye´sin
Hâşâ! Bunun imkânı yok elbette bilirsin.
Öyleyse neden boynunu bükmüş, duruyorsun

164 (SEçİLMİŞTİR)
Allah´a dayan, sa´ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka Çıkar yol

AZİMDEN SONRA TEVEKKÜL
165 (SEçİLMİŞTİR)
"Bir kerre de azmettin mi, artık Allah´a dayan.. " Al-i İmran 159

-"Allah´a dayanmak mı Asırlarca dayandık!
Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık!
Yetmez mi Çocukluktaki efsâneye hürmet
Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;
Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın!
166
Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;
İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.
Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,
Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.
167
"Allah´a dayandım!" diye sen Çıkma yataktan...
Ma´nâ yı tevekkül bu mudur Hey gidi nâdan!
Ecdadını, zannetme,asırlarca uyudu;
Nerede bulacaktın o zaman eldeki yurdu?
168
Ey yolcu, uyan! Yoksa Çıkarsın ki sabaha:
Bir kupkuru Çöl var; ne ışık var, ne de vaha!


SÜLEYMAN NAZİF’E
169
Bir nefha-i rahmet de mi esmez diye, sînem,
Yandıkça, semâdan boşanıp durdu cehennem!
Lâkin, bu alev selleri artık dinecektir;
Artık bize nâr inmeyecek, nûr inecektir.

170 (SEçİLMİŞTİR)
Mâdâm ki Hakk´ın bize va´dettiği haktır,
Şark´ın ezelî fecri yakındır, doğacaktır
171
Hiç bunca şehîdin yatarak gövdesi yerde,
Deryâ gibi kan sîne-i hilkatte tüter de,
Yakmaz mı bu tûfan, bu duman, gitgide Arş´ı
Hissiz mi kalır lücce-i rahmet buna karşı
İsyan bize râci´se de, bir böyle temâşâ,
Sığmaz sanırım, adl-i İlâhîsine, hâşâ!
172

Bir gör ki: Bugün can da onun, kan da onundur;
Dünyâ da onun, din de onun, şan da onundur.
Bin parça olan vahdeti bağlarken uhuvvet,
Görsen, ezelî râbıta bir buldu ki kuvvet:
Saldırsa da kırk Ehl-i Salîb ordusu, kol kol,
Dört yüz bu kadar milyon esîr olmaz, emîn ol.
BÜLBÜL
173 (SEçİLMİŞTİR)
-Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin
O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep Çiğnense, Çiğnenmez senin yurdun.
Bugün bir yemyeşil vadi, yarın bir kıpkızıl Gülşen
Gezersin hanümanın şen, için şen, kainatın şen

174
Bugün bir yemyeşil vâdî, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânümânın şen, için şen, kâinâtın şen.
Hazansız bir zemîn isterse, şâyed ıûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu´d-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.

175
Değil bir kayda, sığmazsın - kanatlandım mı - eb´âda;
Hayâtın en muhayyel gâyedir ahrâra dünyâda.
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânümansız serserîyim öz diyarımda!

176 (SEçİLMİŞTİR)

Ne haybettir ki: Vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me´vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânümalar yerde işkenceyle kıvransın;

Serilmiş gövdeler, binlerce, yüzbinlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm´ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!



LEYLA
177
Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!
Senin derdinle canlardan geçen Mecnun´la uğraşma!
Düşün: BîÇârenin en kahraman, en gürbüz evlâdı,
Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı
Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi
Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi
Kimin boynundadır serden geçip berdâr olan canlar
Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar
Helâl olsun o kurbanlar, o kanlar, tek sen ey Leylâ,
Görün bir kerrecik, ye´s etmeden Mecnûn´u istîlâ

178
Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın
Şu topraklarda, şâyed, yoksa hiç imkân-ı i´zâzın,
Şafaklar ferş-i râhın, fecr-i sâdıklar Çerâğındır;
Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır;
Ezanlar nevbetindir: İnletir eb´âdı haşyetten;

179
Cihâzındır alemler, kubbeler, inmiş meşiyyetten;
Cemâ´atler kölendir, Kâ´be´ler haclen... Gel ey Leylâ;
Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ!
Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki bâlâdan,
Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda, Mevlâ´dan.




FİR’AVUN İLE YÜZ YÜZE
180 (SEçİLMİŞTİR)
Bileydim, ey koca Mısr´ın ilâh-i üryânı!
Mezâra, heykele âid bütün bu velveleler,
Bekân için mi hakîkat Merâmın oysa, heder!
Evet, bütün beşerin hakkıdır bekâ emeli;
Fakat bu hakkı ne taştan, ne leşten istemeli!

ŞEHİDLER ÂBİDESİ İçİN
181 (SEçİLMİŞTİR)
Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk ın bu veli kulları taş türbeye girmez;
Gufrana bürünmüş, yalınız Fatiha bekler.

VAHDET
182
Şark´ın ki mefahir dolu, mâzî-i kemâli,
Yâ Rab, ne onulmaz yaradır şimdiki hâli!
Şîrâzesi kopmuş gibi, manzûme-î îman,
Yaprakları yırtık sürünür yerde, perîşan.
"Vahdet" mi şiârıydı Görün şimdi gelin de:
Her parçası bir mel´abe eyyâmın elinde!
Târihinde mev´ûd-i ezelken "ebediyyet´;
Ey, tefrika zehriyle şaşırmış giden, ümmet!
"Nisyân "a Çıkan yolda mı kaldın güm-râh
Lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâh!


GECE


183 (SEçİLMİŞTİR)
Diyorlar, hep senin şemsinden ayrılmış, bu ecrâmı...
İlâhî, onların bir ân için olmazsa ârâmı;

184 (SEçİLMİŞTİR)
Nasıl dursun, benim bîÇâre gölgem, senden ayrılmış
Güneşlerden değil, yâ Rab, senin sînenden ayrılmış!
Henüz yâdındadır bezminde medhûş olduğum demler;
O demlerdir ki yâdından kopar beynimde bin mahşer!

185 (SEçİLMİŞTİR)
Tutundun kibriyâdan bir nikâb, uçtun nigâhımdan.
İlâhî, bin tecelli berk ururken kıble-gâhımdan,
Vurur mihrâbdan mihrâba alnım şimdi hüsranla;
Tesellî bulmanın imkânı yok ferdâ-yı gufranla.
186 (SEçİLMİŞTİR)
Serilmiş, secdemin inler durur yerlerde mi´râcı!
Semâlardan gelir ummanların tehlîl-i emvâcı!
Karanlıklar, ışıklar, gölgeler sussun ki, Allah´ım,
Bütün dünyâyı inletsin benim secdem, benim âhım.

187 (SEçİLMİŞTİR)
Ömürler geçti, sen yoksun, gel ey bir tânecik Ma´bûd,
Gel ey bir tânecik gâib, gel ey bir tânecik mevcûd!
Ya sıyrılsın şu vahdet-gâhı vahşet-zâr eden hicran,
Ya bir nefhanla serpilsin bu hâsir kalbe itmînan.

188 (SEçİLMİŞTİR)
Hayır, îmanla, imtînanla dinmez rûhumun ye´si:
Ne âfâk isterim sensiz, ne enfüs, tamtakır hepsi!
Senin mecnûnunum, bir sensin ancak taptığım Leylâ;
Ezelden sunduğun Şehlâ-nigâhın mestiyim hâlâ!
Gel ey sâkî-i bâkî, gel, Elest´in yâdı şâd olsun:
Yarım peymâne sun, bir cür´a sun, tek aynı meyden sun!

189 (SEçİLMİŞTİR)
O lâhûtî şarâbın vahyi her zerremden inlerken,
Bütün âheng-i hilkat bir zaman dinsin enînimden.
Gel ey dünyâların Mevlâ´sı, ey Leylâ-yı vicdânım,
Senin yâd olduğum sînende olsun, varsa, pâyânım!

HİCRAN

190

İlâhî! Söktüm attım, işte hücrem şimdi Çırçıplak:
Ne âfâkında tek kandil, ne mihrâbında seccâde;
Ezelden bildiğin toprak bütün varlıktan âzâde.
Serilmiş secdelerdir bekleyen yerlerde mihmânı;
Bu üryan şu´le dersen, sînemin pâyansız îmânı.
191 (SEçİLMİŞTİR.)
İlâhî! Bir hatâ ettimse, elvermez mi hüsrânım
Güneşler doğdu, aylar doğdu, ben hâlâ perîşânım!
Şakar şimşeklerin karşımda, yırtar, Çiğner âfâkı;
Henüz rûhum, fakat, bir yağmurun bir canla müştâkı.

192 (SEçİLMİŞTİR.)
Sen ey dilber ki, serpildikçe handen, fışkırır, yer yer,
Semâlardan, zeminlerden şafaklar, lâleler, güller;
Şu öksüz yurda bir gülmez misin Hâlâ yetîmindir;
Bütün yangındı indirdiklerin bir gün de nûr indir.

193
İlâhî! Pek bunaldım, nerde nûrun Nerde gufrânın
Cehennem gezdirip dursun mu âfâkımda hicrânın
Evet, gafletti sun´um, lâkin insan gaflet etmez mi
Yıkandım bir ömürdür döktüğüm, yaşlarla, yetmez mi

194
Gel artık mâsiva yok şimdi yurdum Tanrı yurdumdur.
Tüten hücremde îmânım, yatan, yer yer, sücûdumdur.
Ne irfânımda bir iz var, ne vicdânımda, ey Yezdan,
O seccâdeyle kandilden sinen bîgâne rûhundan.
İlâhî sînemin Çınlar durur yâdınla eb´âdı,

195
Ne yapsın âbidin sensiz bu vîran vahşet-âbâdı
Nedir ma nâsı, Ma bûd olmadıktan sonra, mihrâbın,
Rükû´un, haşyetin, vecdin, bütün bîÇâre esbâbın
Harâb enkâz-ı îmandır, yatar haybetle yerlerde,
Ne bekler, sen geçerken pây-mâlin olmıyan secde ?
Bütün cevviyle, ecrâmıyle insin, târumâr olsun,

196 (SEçİLMİŞTİR.)
Nedir ma´nâsı bir kalbin ki, âfâkında sen yoksun!
Güneşler geçti, aylar geçti, artık gel ki, mihmânım,
Şuhûdundan cüdâ îmanla yoktur kalmak imkânım.


SECDE
197
Şuhûdundan cüdâdır, Çok zamanlar var ki, îmânım;
Bu vahdet-zâra - gûyâ! - geldim amma bin peşîmânım:
Huzûr imkânı yok dünyâyı etmiş cezben istîlâ;
Ne hüsrandır, İlâhî, ma´bedim, Çepçevre, vâveylâ!

198
Sabâ dağlarda Sûr üfler, coşar vâdîde bin mahşer;
Denizler yükselir, seller döner, taşlar semâ´ eyler.
Ufuklar Çalkanır, kaynar ziyâ girdâbı göklerde;
Asırlar devrilir. Çamlar, Çınarlar, Çırpınır yerde.
Bütün zerrâtı sun´un bir müebbed neşveden serhoş;
Sağım serhoş, solum serhoş, İlâhî, ben ne yapsam boş!

199
O ecrâm, ah o gözler öyle fânîler ki Mevlâ´da,
Dönüp bir kerre olsun bakmıyorlar artık eb´âda.
Denizler, dalgalar, dağlar, ağaçlar, gölgeler dalgın...
İlâhî! Üıperen tek gölge yok bağrında âfâkın.
Sabâ durgun, sular durgun, gölün durgun hayâlinde,
Ne ma´nîdâr o gökler, kudretin bir vahyi hâlinde!

200
Bu vahdet-zâra dün baktım: Ne meyhâneydi cûşâcûş!
Bugün rindânı gördüm: Başka bir peymâneden bî-hûş.
Bütün dünyâ serilmiş sunduğun vahdet şarâbından;
Ben´im mest olmıyan meczûbun, Allah´ım, benim meydan!
Bırak, hâsir kalan seyrinde mi´râcım devâm etsin;
Rükû´um yerde titrerken, huşû´um Arş´ı titretsin!

201 (SEçİLMİŞTİR)
İlâhî! Serserî bir damlanım, yetmez mi hüsrânım
Bırak taşsın da coştursun şu vahdet-zân îmânım.
Bırak hilkatte hiç ses yok bırak meczûbunun feryâd...
Bırak tehlîlim artık dalgalansın, herçi-bâd-âbâd!
Kıyılmaz lâkin, Allah´ım, bu gaşyolmuş yatan vecde...
Bırak, "hilkat"le olsun varlığım yek pâre bir secde!

RESMİM İçİN
202 (SEçİLMİŞTİR)
Topraktan gezen gölgeme toprak Çekilince,
Günler şu heyûlâyı da er, geç, silecektir.
Rahmetle anılmak ebediyyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir

SAFAHAT İçİN
203
"Arkamda kalırsa, beni rahmetle anarsın. "
Derdim, sana baktıkça, a bîÇâre kitâbım!
Kim derdi ki: Sen Çök de senin arkana kalsın,
Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım

MEVLİD-İ NEBİ
204 (SEçİLMİŞTİR)
Ne lâhûtî geceymişsin ki teksin sermediyyette;
Meşîmenden doğan ferdâya hayrânım,
Ey bâd-ı sabâ, uğrayacaksın ya şimâle
Işık namıyle vicdanlarda ondan başka bir şey yok;
O bir sönsün, hayat artık müebbed leyl-i yeldadır.
Perişan sözlerimden bıkma, hoş gör, ya Resullallah,
Kulun şeydadır amm, açtığın vadide şeydadır!

BİR GECE
205 (SEçİLMİŞTİR)
Ondört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü; bir öksüz Çıkıverdi!

206 (SEçİLMİŞTİR)
Dünyâ neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem´iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma´sûma bütün bir beşeriyet..
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.


RESİM İçİN
207
Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, bir gün,
Şu sağır kubbede, hâib, sesimin dindiğini
Bu heyûlâya da bir kerrecik olsun bak ki,
Ebediyyen duyayım kabrime nûr indiğini.

SANATKAR
208
"Yetîm ufuklar"ı okşar durur şu anda şafak,
Şafak sönünce de, yıldızlar okşayıp duracak;
Acıklı sîne yi dersen, güneşlidir yarına.
Fakat, benim gecemin simsiyâh ufuklarına,
Şu kubbeden ne ziyâ var, ilâç için, ne sadâ,
Bütün nasîbi o ıssız, o sernıedî yeldâ!
209
Harîm-i kalbime indim mi, titrerim tir tir,
Adım başındaki iz, Çünkü bir gurûb izidir.
Evet, gurûb izi, lâkin, adem misâli derin,
Tulû´u mahşere kalmış batan güneşlerimin!..
Neden, fakat, heyecânın Nedir yüzündeki yaş
Sonunda yolcunu incitme, ey güzel yoldaş!
Hudâ bilir ki dayanmaz, taş olsa bir sîne,
O gözlerinde dönen sağnağın dökülmesine.
Hayır! Yakar beni derdimle âşinâ Çıkman,
Bırak ben ağlıyayım, sen Çekil de karşımdan.
Belâ mı kaldı dünyâ evinde görmediğim
Bırak şu yaşları, hiç yoksa, görmeden gideyim!


210
Bu bir ma’bed değil, Ma’bûd’a yükselmiş ibâdettir;
Bu bir manzar değil, dîdâra vâsıl mevkib-i enzâr.

211
Semâdan inmemiştir, şüphesiz, lâkin semâvîdir:
Zemînî olmayan bir cilve-i feyyâzı hâvîdir.

212 (SEçİLMİŞTİR)
Îmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür...
Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür!

213 (SEçİLMİŞTİR)
İbret al erbâb-ı ikdâmın bakıp âsârına:
Dağ dayanmaz erlerin dağlar söken ısrârına.

214
Mâsivâ bir şey midir, boş durmuyor Hâlik bile:
Bak tecellî eyliyor bin şe’n-i gûnâgûn ile.

215
Bakma kabristânın ancak sâha-i medhûşuna,
Dur da bir müddet kulak ver nâle-i hâmûşuna!
Kalbi hiç benzer mi bak sîmâ-yı heybet-pûşuna?
Kim ki dalmıştır hayâtın seyl-i cûşâ-cûşuna,
Can atar, bir gün gelir, yorgun düşüp âgûşuna!



216
Ye’sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen
Hüsrâna düşersin, Çıkamazsın ebediyyen!

217 (SEçİLMİŞTİR)
Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı,
Zeminden yükselip, göklerde vahdetzâr-ı Yezdân’ı,
Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı.
Ne lâhûtî sadâ «Allâhu ekber!» sarsıyor cânı...
Bu bir gülbank-i Hak’tır, Çok mudur inletse ekvânı?


218 (SEçİLMİŞTİR)
Yâ Rab ne hatîbdir ki makber:
İnsanlara en derin meâli,
Bir vahy-i bülend kudretiyle,
Telkîn ediyor lisân-ı hâli!
Ondan da alınmıyorsa ibret,
Yok bir daha almak ihtimâli!
Binlerce vücûd-i nâzenînin
Bir servi hayâl-i yâl ü bâli,
Binlerce ser-i semâ-güzînin
Bir kabza türâb olur zevâli.
Her seng-i mezâr bin hayâtın
Fânîlere karşı infiâli.
Görsün de bu inkılâbı insan,
Dehrin nedir anlasın kemâli!
Zâir bu hakàikın önünde
Hâlâ mı bırakmadın hayâli?
219
Seni bîtâb-ı telakkî bırakan âyâtın,
Kalarak mülhem-i âvâresi hissiyyâtın,
Dalgalansın da denizler gibi kalbinde celâl;
Görmesin dîdelerin reng-i sivâ, reng-i zılâl!
Vecde gel; vahdete dal, âlem-i kesretten uzak...

220 (SEçİLMİŞTİR)
Can, cihan hepsi de boş, «gâye»dedir varsa hayat.


221
Daha kuvvetleniyor kanla sulanmış toprak:
Ekilen gövdelerin hepsi yarın fışkıracak!

222 (SEçİLMİŞTİR)
Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz ma’nânın:
Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;
Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

223 (SEçİLMİŞTİR)
İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyle bilin,
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

224 (SEçİLMİŞTİR)
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

225
Âtîyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.

226 (SEçİLMİŞTİR)
Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan,
Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.

227 (SEçİLMİŞTİR)
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

228 (SEçİLMİŞTİR)
Fakat, sen öyle değilsin: Senin yanar ciğerin:
«Vatan!» deyip öleceksin semâda olsa yerin.

229
Nasıl tahammül eder hür olan esâretine?
Kör olsun ağlamayan, ey vatan, felâketine!

230 (SEçİLMİŞTİR)
Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.


231
Korkma!
Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!
Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?
Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.

232 (SEçİLMİŞTİR)
Bu secde-gâha kapanmış yanan yürekler için;
Bütün solukları feryâd olan şu mahşer için;
Harîm-i Kâ’be’n için; sermedî Kitâb’ın için;
Avâlimindeki âyât-ı bî-hisâbın için;
Yegâne bezmine mahrem sirâc-ı sermed için:
Resûl-i Muhterem’in, sevgilin Muhammed için...

233
Demir nikàbını kaldır mezâr-ı pâkinden;
Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!
Nedir o meş’ale? Nûrun mu? Yâ Resûlallâh!...

234 (SEçİLMİŞTİR)
Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

235 (SEçİLMİŞTİR)
Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.


236 (SEçİLMİŞTİR)
Hâlik’ın nâ-mütenâhî adı var, en başı: Hak.
Ne büyük şey kul için hakkın elinden tutmak!

237
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.
Dördü birleşti mi yoktur sana hüsrân artık.

238 (SEçİLMİŞTİR)
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

239 (SEçİLMİŞTİR)
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i...
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

240 (SEçİLMİŞTİR)
Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.


241
Ver bütün kudreti kànûna ki vahdet yürüsün...
Yoksa millet değil ancak dağınık bir sürüsün...

242
Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâm’ı uyandırmak için haykıracaktım.


243 (SEçİLMİŞTİR)
Ey, yolda kalan, yolcusu yeldâ-yı hayâtın!
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın...

244 (SEçİLMİŞTİR)
Allâh’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol...
Yol varsa budur, bilmiyorum başka Çıkar yol.


245 (SEçİLMİŞTİR)
Evet, bütün beşerin hakkıdır bekà emeli;
Fakat bu hakkı ne taştan, ne leşten istemeli!

246 (SEçİLMİŞTİR)
Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk’ın bu velî kulları taş türbeye girmez;
Gufrâna bürünmüş, yalınız Fâtiha bekler.

247 (SEçİLMİŞTİR)
Serilmiş, secdemin inler durur yerlerde mi’râcı;
Semâlardan gelir ummanların tehlîl-i emvâcı!


248 (SEçİLMİŞTİR)
Karanlıklar, ışıklar, gölgeler sussun ki, Allâh’ım,
Bütün dünyâyı inletsin benim secdem, benim âhım.

249 (SEçİLMİŞTİR)
Ömürler geçti, sen yoksun, gel ey bir tânecik Ma’bûd,
Gel ey bir tânecik gâib, gel ey bir tânecik mevcûd!

250 (SEçİLMİŞTİR)
Senin mecnûnunum, bir sensin ancak taptığım Leylâ;
Ezelden sunduğun şehlâ-nigâhın mestiyim hâlâ!

251 (SEçİLMİŞTİR)
Ezelden âşinânım ben, ezelden hem-zebânımsın;
Beraber ahde bağlandık, ne olsan yâr-ı cânımsın;
Ne olsam zerrenim, kalbimde hâlâ Çarpar esrârın;
Gel ey cânan, gel ey can, kalmasın ferdâya dîdârın.

252 (SEçİLMİŞTİR)
Gel ey mihrâb-ı îmânım, gel ey mescûd-i vicdânım;
Senin yâd olduğum sînende olsun, varsa pâyânım.

253
İlâhî! Pek bunaldım, nerde nûrun? Nerde gufrânın?

254 (SEçİLMİŞTİR)
Yıkandım bir ömürdür döktüğüm yaşlarla, yetmez mi?


255
Nedir ma’nâsı, Ma’bûd olmadıktan sonra, mihrâbın,
Rükû’un, haşyetin, vecdin, bütün bîÇâre esbâbın?

256
Harâb enkàz-ı îmandır, yatar haybetle yerlerde,
Ne bekler, sen geçerken pây-mâlin olmayan secde?

257 (SEçİLMİŞTİR)
Bütün cevviyle, ecrâmıyle insin, târumâr olsun,
Nedir ma’nâsı bir kalbin ki, âfâkında sen yoksun!

258 (SEçİLMİŞTİR)
«Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın.»
Derdim, sana baktıkça, a bîÇâre kitâbım!
Kim derdi ki: Sen Çök de senin arkana kalsın,
Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım?

259
Bahâr olmuş, Çemenler, lâleler, güller bütün bitmiş;
Gülüm, bir sensin ancak bitmeyen hâlâ şu topraktan.
Rebî’î bir bulut şeklinde ağlarken mezârında,
Nihâyet öyle yaş döksem ki, artık sen de fışkırsan!

260 (SEçİLMİŞTİR)
On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz Çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
261 (SEçİLMİŞTİR.)
Dünyâ neye sâhipse, onun vergisidir hep;
Medyûn ona cem’iyyeti, medyûn ona ferdi.
Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.


262 (SEçİLMİŞTİR)
SAFAHAT 1.KİTAP
HASIR
Hayat namına, ya Rab nedir bu devr-i azab

07.04.2013
21.03.2013
17.01.2013
24.12.2012
22.03.2011
19.03.2011
08.11.2010
18.09.2010
07.09.2010
10.07.2010
22.05.2010
desendesign.com Her Hakkı Saklıdır rss ile takip edin